Tarih yolculuğuna var mısınız?

Bugün sizi bir taraftan kentsel dönüşümler planlanırken o planlardan soyutlanmış, kendine has kalmış bir mahalleye götüreceğim. Sokaklarda dolaşırken hem konakları, camileri, kasırları ziyaret ederek tarihte yolculuk yapacağız hem de sıkça “çocukluğumuzdaki gibi” derken bulacağız kendimizi. Bu hafta sonu nerede miyiz? İzmit’in meşhur mahallelerinden Akçakoca Mahallesinde

BAŞKA ŞEHİRLERİ GÖZÜNÜZDE BÜYÜTMEYİN

Bir süre öncesine kadar (ben de dahil) çoğu insandan “ Şu şehirde şu müzeye gitmeliyiz. Falan yerde bu göle kesin bir plan yapmalıyız. Aa sen oradaki vadiyi biliyor musun, kesin gidilmeli” gibi cümleleri sıkça duyar oldum. Tabii ki oralara da gitmeliyiz, herkesin bir gidilecekler, yapılacaklar listesi vardır elbet. Ama hayatın bu kalabalığında, yoğun iş temposunda gidemiyorum, gezemiyorum diye kestirip de atmamalı. Bu listeye size en yakın yerden, kendi kentinizden başlamakta fayda var. Biraz gözümüzü açıp etrafımızdaki gizli kalan yerleri keşfetmeliyiz. Kocaeli de tam böyle bir şehir aslında. Kocaeli’de yaşayanlar çoğu güzelliğinden habersiz bu kentin. Başka şehirleri gözünüzde büyütmeyin, kendi kentinizi gezin, görün, keşfedin. İnanın o zaman her şeyden daha fazla keyif alacaksınız. Bu zamana kadar başka şehirden gelip de Kocaeli’ye olumsuz bir yorum yapan tek bir insan dahi görmedim. E biz niye bu kadar yabancıyız kendi kentimize?

EN RAHAT AYAKKABILARINIZI GİYİN...

Yeşilin ve mavinin tarihin ve kültürün bir arada olduğu nadir şehirlerden Kocaeli. Her seferinde “Tamam bu en iyisi daha iyisini göremem herhalde” deyip her seferinde beni tekrar şaşırtan bir şehir Kocaeli. Kısacası yapılacak, görülecek, gezilecek, yenilecek, içilecek çok şey var. Yeter ki içimizde istek olsun, gerisi zaten geliyor. Bugün sizi İzmit’in sokaklarına götürüyorum. Yine çoğunuzun adını bir yerlerden duyduğu ama daha önce fırsatı olmadığı belki de zaman ayıramadığı birçok lokasyona uğrayacağız. Sizin için kalabalık bir rota oluşturdum. En rahat ayakkabılarınızı giymenizde fayda var, çünkü rotamız geniş, yolumuz uzun. Bu sokakları karışlamayan kendisine İzmitliyim demesin. Hadi o zaman başlıyoruz.

AKÇAKOCA MAHALLESİ

Bugün sizi kentsel dönüşümler planlanırken o planların çok dışında, kendine has kalmış bir mahalleye götüreceğim. Sokaklarda dolaşırken hem konakları, camileri, kasırları ziyaret ederek tarihte yolculuk yapacağız hem de sıkça “çocukluğumuzdaki gibi” derken bulacağız kendimizi. Havanın nispeten soğuk olmasına rağmen dışarda olan çocuklara, mahallenin bekçileri sokak köpeklerine, kapı paspaslarının miskinleri kedilerine, camdan dışarıyı izleyen teyzelere, evinin önünü süpüren amcalara rastlayacağız. Bu hafta sonu nerede miyiz? İzmit’in meşhur mahallelerinden Akçakoca Mahallesinde.

Buraya nasıl geleceğinizden bahsedeyim önce. Çünkü kolay ulaşım her zaman önceliktir. Rotayı oluştururken de buna dikkat ederek bir başlangıç noktası seçtim. Gezimize Bağçeşme’deki Gazi Süleyman Paşa Camiinden, bilinen adıyla Orhan Camiinden başlayacağız. Eğer özel aracınızla geldiyseniz camiinin hemen arkasında park yerleri mevcut. Arabanızı rahatlıkla park edebilirsiniz. Ama yok ben pimpirikliyim arabamı öyle her yere bırakmam derseniz de benim Sekapark’a bırakıp buralara tırmanmışlığım da var. Ama gezerken de bahsedeceğim. Araba park etmeye müsait çokça alan çıkacak karşımıza. Arabaları da park ettiysek e hadi başlıyoruz.

KOCAELİ’NİN EN GÜZEL MANZARASI...

İzmit'te inşa edilen ilk cami Orhan Camii. İzmit’in Osmanlı tarafından fethedilmesinden hemen sonra yapılmış. 1332 yılında Orhan Gazi adına Süleyman Paşa tarafından yaptırılmış. Bu zamana kadar nasıl böyle kalmış derseniz, çokça tadilattan geçmiş. Benim de ilk defa duyduğum ilginç bir özelliği var bu caminin. Cami, Türkiye'de kılıçla hutbe verme geleneğinin yaşatıldığı camilerden biri. Yeri gelmişken, fetihle elde edilen yerlerdeki camilerde imam hutbeye elinde kılıçla çıkarmış. Tarihi özelliklerinin yanı sıra bu caminin bir özelliği daha var dostlar. Abartmayacağım. Kocaeli’nin en güzel manzarasını görebileceğiniz yer burasıdır. Caminin avlusundan görünen manzara insanı mest ediyor. Tüm şehir karşınızda. Güneş denizde parlıyor, hatta o kadar parlıyor ki göz alıyor. Ben manzaranın büyüsüne kapılmış, tam bir turist gibi delicesine fotoğraflar çekerken bir amca geldi yanıma. İçeri de girebileceğimi söyledi. İçeri girmek için bakınmıştım ama kapı kilitli gibiydi. Bu fırsatı tepemezdim, o kadar yoldan geldim: Sağol amca, iç sesimi duyduğun için!

ÇOCUKLUĞA GÖTÜREN O MİSK...

Camii, dörtgen planlı, taş ve tuğla duvarlı, dıştan ahşap çatılı, içten asma kubbeli bir yapı. Küçük bir cami. Ama içeri girer girmez o ihtişamlı avize, boydan boya serilmiş halı, ahşap merdivenler ve en önemlisi o her camide olan hoş, yumuşak, temiz, mistik koku. Çocukluğuma döndürdü beni. Tam namaz vaktinde gelmişim, avludaki koca çınarın yanında manzaraya karşı ezanı dinleyip yoluma koyuldum. Daha çok gezecek yerimiz var.
Çok değil 3 bilemediniz 5 dakika yürüme mesafesindeki Selim Sırrı Paşa Konağı’ndayız.

Bölgede görülmesi gereken en güzel ve önemli yapılardan. Ah Ah, burayla ilgili o kadar çok şey yazmak isterim ki. Ama önce girişten başlayalım. Konağa giriş ücretsiz. Her saatin 15 ve 45 geçesi ziyaretçi girişi yapılıyor. Bahçe duvarlarında Antik Roma döneminden kalma arkeolojik eserler kullanılan konağın manzarasına diyecek yok. Bu mahalledeki her köşeden gözüken manzara çok etkileyici. Konağa özel değil. Ne diyeyim Paşa zevkli adammış. Konağın girişinde sizi ilgili bir rehber karşılıyor. Tüm konak ziyareti boyunca detaylı bir o kadar da ilginç bilgiler vererek size eşlik ediyor. Konağın başından çok sayıda talihsiz kazalar, yangınlar geçmiş. Her seferinde büyük zarara uğrayan yerler orijinaline en yakın şekilde tamir edilmiş. Hatta ben normalde dikkatli biriyimdir. Rehber söylemese fark etmezdim doğrusu, sonradan yapılan yerleri.

Paşanın ailesi şanslıymış. Zira arka tarafta ayrı bir merdiven var. Bu merdiven sayesinde eşi ve kızları kimseye görünmeden evde dolanabiliyorlar. Yine kendi ve ailesinin mahremini düşündüğünden evin hizmetlilerin odası en üst katta, odanın camları da bahçeyi dahi göremeyecekleri tavana en yakın mesafede ve küçük tutulmuş. Evet, yine bir “Keşke ben de o zamanlarda yaşıyor olsaydım” dediğimiz bir yerden çıkıp sokaklarda kaybolalım.

HARİTAYA BAĞLI KALMADAN…

Ben eğer vaktim varsa haritasız gezmekten yanayımdır her zaman. Belli bir rotaya bağlı kalmadan hangi sokağa gideceğimi bilmeden, karşıma ne çıkacağını kestiremeden ilerlemek daha zevkli gelir bana. Bir sonraki durağımı ararken de böyle yaptım. Biraz abartmışım, ama pişman değilim. Eğer bu sokaklara girmeseydim size yazının başında bahsettiğim o bizi çocukluğumuza götüren anlara şahit olamayacaktım. Sokaklarda gezerken her köşede farklı bir tarihe rastlıyoruz. Duvarlarda asılan tablolar, anıtlar. Her bir köşeye bir tarih bırakılmış. Sokaklar dar, uzun ve yokuşlu. Evler nostaljik, renkli ve ahşap.

ŞEHİR AYAKLARINIZIN ALTINDA...

Bu arada bir dipnot da düşmek istiyorum. Ben bu yazıları yazarken belirli bir kitleye bağlı kalarak yazmıyorum. Her yaştan her durumdan insanlara hitap etmeye çalışıyorum. Ve dolayısıyla bu yüzden yaşlıları da, çocuklu aileleri de, benim gibi genç ve kendini genç hisseden herkesi düşünerek yazıyorum. Bu rota size yorucu gelmiş olabilir. Rotayı oluştururken benim de çekindiğim bir noktaydı bu ama şu an içim çok rahat. Çünkü siz de göreceksiniz ki mahallede adım başı dinlenebileceğiniz, soluklanabileceğiniz alanlar, banklar mevcut. Hem de öyle ev, duvar manzaralı değil. Şehri ayaklarınız altında hissedebileceğiniz manzaralara karşı.

Aslında ben bu yazıların içine tavsiye edebileceğim bir mekan, bir tat hiç olmadı. Bir kahve önerisi bırakmaktan yanayım her zaman. Ama bu sefer içimde bir ukte kaldı dostlar. Çünkü aslında tam bu lokasyona yakışır, manzarası enfes, etraftan duyduğuma göre menüdeki tatlar da en az manzara kadar keyifli bir mekan varmış burada. Varmış diyorum çünkü kapanmış.

Çinili Mutfak’tan bahsediyorum. Tarihi hamamı restore etmiş, sonrasında burayı tatlı bir işletme haline getirmişler. Ama işletim süresi belediye tarafında uzatılmadığı için kapanmak durumunda kalmış. Yere kadar yapılan camlarıyla manzaranın keyfini çıkarmayı amaçlamışlar belli ki, çok da yerinde bir karar olmuş. Ama ne yazık ki kapanmış. Tam da buranın eksiği bir yer. Çünkü etrafta ne bir restoran, ne küçük bir patisserie ne de bir kahve dükkanı var. Umarım tekrar kullanıma hazır hale gelir. Çünkü bu manzaraya karşı en azından bir kahve keyfi yapılmalı.

Neyse moralleri yüksek tutuyoruz. Gezmeye devam. Bir sonraki durağımız Tarih Koridoru. Diğer bir adıyla Kapanca Sokak. Uzun ve dik bayırlı sokakta bulunan birbirinden güzel ahşap evlerin önünde fotoğraf çekilme imkanı bulacaksınız. Sokakta bulunan ahşap evlerde Basın Müzesi(daha içine girme fırsatım olmadı ne yazık ki, ne zaman gitsem kapı duvar), Hediyelik eşya satan küçük dükkan, butik otel ve Roma döneminden kalma tarihi su sarnıcı bulunuyor. Her köşesi fotoğraflık olan bu sokak için doğru bir havayı seçmişim. Yaz aylarında gelmek iyi bir fikir olmaz, aşırı yağmurlu bir gün de mantıklı olmayacaktır. İmkânınız varsa bu havalar tam sırası.

Hemen yakındaki Yumurtacı Camiindeyiz. Burası görsellik açısından çok bir özelliğe sahip değil ama 1631 yılında inşa edilmesine rağmen, onlarca doğal afete karşı ayakta kalabilmiş olması nedeniyle ilgi çekici tarihi camilerden. Zaman içerinde belli tadilatlardan geçmiş ama doğal afetlerde zarar görmemiş olduğu söyleniyor. Hatta bu sebeple birçok insan tarafından gizemli de bulunuyormuş.
Tarih koridorunu tırmandık. Hemen karşımızda bizi Atatürk Evi karşılıyor.

Mustafa Kemal Atatürk’e ait özel eşyaların ve fotoğrafların bulunduğu belediye tarafından “dünyanın en zengini” şeklinde sunulan Atatürk Evi Müzesi. Sabiha Gökçe’nin manevi oğlu Eriş Ülger’in arşivinden Atatürk’e ait pek çok özel eşya sergileniyor. Görülmeye layık birçok parça var içerde. Ama beni en çok etkileyen Atatürk’ün son içtiği kahvenin telvesiyle birlikte yıllarca ilaçlanarak saklandığı kahve fincanı oldu. Ben ziyaret ederken ziyarete gelen sanırsam anaokul öğrencileri vardı bahçede. Grupça öğretmenleriyle birlikte gelmişler. Çok da güzel yapmışlar. Bir de Atatürk ve İzmit diye bir kısa film yapmışlar. Sinema salonu atmosferi oluşturulmuş küçük bir odada izledik. Tüyler diken diken.

Evet, rotamızın sonlarına doğru geliyoruz. Birçoğunuzun adını duyduğu, sosyal medyada fotoğraflarını görüp “Aa burası İzmit’te mi?” dediği yere, Kasr-ı Hümayun Saray Müzesi’ne gidiyoruz.

Kasr-ı Hümayun’a giriş ücretli. Eğer müze kartınız varsa ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz, yoksa orada hemen kendinize bir müze kart çıkartabilirsiniz. İndirimli bilet yok. Herkes 12.5 TL vererek içeriye giriş yapıyor.

Dünya için küçük ama benim için büyük bir ayrıntıdan bahsetmek istiyorum. Bu tarz (kasırdır, müzedir, konaktır) yerlere girerken ayağınıza galoş giymeniz rica ediliyor sizden. E tabi giyelim, giymeyelim demiyorum da. E be kardeşim o zaman bir sandalyedir o da yoksa bir tabure de olur koysanıza şuraya. Kasr-ı Hümayun’un girişinde o aranan sandalye vardı şükür. Bir sandalye için heyecanlanıp güvenlik abiye teşekkür etmek de varmış kaderimizde.

Kasr-ı Hümayun, Sultan Abdülaziz döneminde 1861 inşa edilmiş. İstanbul dışındaki tek saray yapısı. Bir diğer önemi ise Kurtuluş Savaşı kazanılmış fakat henüz cumhuriyet ilan edilmemişken Mustafa Kemal Atatürk burada tam olarak 16 Ocak 1923'te İstanbul gazetecileriyle bir araya gelmiş. Toplantıya, Kurtuluş Savaşı boyunca yazılarıyla, yaptıkları haberlerle Milli Mücadele'ye büyük katkılar sunan gazeteci ve yazarlar davet edilip, onların fikirleri alınmış, 29 Ekim'de ilan edilecek cumhuriyet rejimi fikrinin halkla buluşmasını sağlanmış.

MASALLARA AİT, PRENSESLERE LAYIK...

Yine masallara ait mobilyalar, prenseslere layık yataklar, kırmızı halılı merdivenler, altın varaklı dev aynalar, zengin tavan süslemeleri. Hayallere dalıp hemen çıktım ama. Yani şu cibinlikli yataktan da her evde olmalı bence? Benim favorim Sedefli Oda. Midye ve istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuklarında bulunan sedef sehpadan, aynaya, sandalyeden rahleye her mobilyada kullanılmış. Gösterişli ve bir o kadar da asil. Tam saraylara layık.


Ve evet son durağımıza doğru gidiyoruz. İzmit'in sembolü Saat Kulesi’ndeyiz. Bu tarihi ve kültürel geziyi yine müthiş bir İzmit manzarasıyla bitirmek istedim. Saat kulesinin hemen yanındaki Şelale Kafede bir çayı hak ettik bence. Biz çaylarımızı içerken bir yandan günün yorgunluğunu atarken asıl soruyu unutmadan sorayım. Arabayı kim almaya gidiyor?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Senem Koçman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak En Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan En Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler En Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı En Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

01

Lalen - Kaleminize, elinize sağlık… Bu mahallede oturduğum için çok mutlu oldum adeta yabancı gözüyle bakınca teşekkürler…

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 05 Aralık 01:47


Anket Korona aşısı sizce zorunlu olmalı mı?