Akdeniz düğümü

Son birkaç aydır  koronavirüs ile yatıp, Doğu Akdeniz'deki gelişmelerle kalkıyoruz.

Televizyonlarda uluslar arası hukuk ve askeri uzmanlar saatler boyunca anlatıyor. Lozan'dan başlayıp, Montro'ye oradan 12 Adalar konusuna giriliyor. Sanırım seyirciye en çok heyecan veren Yunanistan ile Türkiye arasındaki askeri güç kıyaslaması ve buradaki zengin doğalgaz ve petrol yataklarıyla ilgili bölümler.
Biri hava, diğeri deniz kuvvetlerinden iki emekli generalin anlattıklarına bakılırsa sabahın ilk ışıklarında harekat başlayacak zannedersiniz. Enerji uzmanları ise tam bu noktada moral veriyor. Bu yataklar ülke ekonomisini uçurur...
Neyse ki aklıselim hukuk ve diplomasi uzmanları var.
Geçtiğimiz günlerde bir değerlendirmede okumuştum:
Biz gazeteciler, elbette hukukçu, siyaset bilimci değiliz. Ancak hukukçuların hukuk fakültelerinde eğitim görmeyenlere basit bir tavsiyesi vardır: Hukuk bilmiyorsanız, en mantıklı yolu seçin.
Doğu Akdeniz'e bu bakış açısı ile baktığınızda Türkiye'nin nasıl kuşatıldığını görüyorsunuz. İstenilen anakarasına hapsedilmiş bir Türkiye. Oysa gücün değil hukukun egemen olduğu bir ortamda bu kaynaklardan yararlanmak Türkiye'nin de en doğal hakkı ve bunun için mücadele veriliyor.

***

COVİD-19’DA İPİN UCU NASIL KAÇTI?

Koronovirüs salgının Türkiye'de görüldüğü mart ayının ilk haftası ve sonrasındaki 2 aylık dönemde, topyekûn mücadeleden nasıl olumlu sonuçlar elde edildiğini görmüştük.
Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu kararlar alıyor, anında hayata geçirilen bu kararlara bizlerde kimi zaman zorunlu kimi zaman da gönüllü olarak katılıyorduk.
Hatırlasanıza, sanki biyolojik bir savaş varmış gibi sokağa tüm tedbirlerimizi alarak çıkıyor, marketlerden döndükten sonra alınan tüm malzemeyi dezenfekte ederek kullanıyorduk. Ayakkabılar eve sokulmuyor, kıyafetler hemen değiştiriliyordu.
Birçok sektör uzaktan çalışırken, toplu ulaşım neredeyse kullanılmıyordu. Bu kararlılık sayesinde dünyanın birçok ülkesinden daha iyi duruma gelmiştik. Sadece ülke içinde değil, ihtiyaç duyan ülkelerin de yarımına koşuyorduk.
Peki, ne oldu da bir anda Ankara Wuhan'a döndü, Güneydoğu'daki birçok ilde hastanelerde boş yer kalmadı?

Birinci kritik tarih 11 Mayıs, ikincisi 1 Haziran ve bana göre kırılma noktası ise Kurban Bayramı oldu.
Devlet ekonomi çarklarının dönmesi amacıyla kurallarıyla birlikte yeni normali açıklamıştı. Kurallar belliydi ama bu işin en önemli ayağı olan bizler, sanki virüs mücadelesi bitmiş gibi davranmaya başladık. Bugüne kadar dünyanın gördüğü en hızlı yayılma özelliğine sahip virüs ise hatayı affetmedi.
Maalesef tekrar başa döndük ama bu kez ipin ucunu nasıl yakalayacağımız konusunda tereddütler var. Kimi bilim insanları yenide radikal tedbirlerin uygulamaya konulmasını istiyor.
Bazı iller için 14 gün sokağa çıkma yasağı uygulamasını isteyenler bile var.
Aşı umudu ise dün Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamasına göre, başka bahara kaldı.
O yüzden hem devletin ciddi tedbirleri yeniden uygulamaya koyması hem de bizim tıpkı mart-nisan aylarındaki duyarlılığa dönmemiz gerekiyor. Yoksa çok yakın zamanda İtalya ve İspanya'daki sahneleri Türkiye'de de yaşamaya başlarız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Utku Birinci - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak En Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan En Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler En Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı En Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Anket CHP'nin yeni İzmit İlçe Başkanı kim olmalı?