O kadar gürültü 5-6 araç için miydi?

Günlerce, aylarca, yıllarca dillerden düşmedi.
Siyasetin bir olmasa da, 3, 4, 5 numaralı gündem maddesi oldu.
Sürekli gündeme getirildi, sürekli o bölgeden siyaset üretildi.
Seçim zamanı belediye başkan adayları o bölgeye gitti, “Üçyol sakinlerinin yanındayız” dedi, taahhütlerde bulundu.
Ez cümle geçen temmuz ayında da Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Üçyol’a müdahale etti ve yapılan çalışmalarla tepkiler sona erdi.
Ben hemen hemen her gün Üçyol’dan geçiyorum.
Dolayısıyla Üçyol’un öncesini de sonrasını iyi biliyorum.
Ve Üçyol’un neden bu kadar siyasi gündemi meşgul ettiğini anlamaya çalışıyorum.
Zira Büyükşehir sadece;

  • Kesme taş olan yolu asfaltladı.
  • Bir taraftaki geniş kaldırımı daralttı. Artık oraya 5-6 araç park edebiliyor. Park ediyor ve o araçlar gün içinde oradan neredeyse hiç kalkmıyor.

Hepsi bu!
Şaka yapmıyorum!
Gidin bakın, kendi gözünüzle görün!
5-6 kişi, 5-6 aracı oraya çakılı park yapacak diye, küçücük bir sorunu bu kadar büyütebiliyorsa, kentin çok daha hayati konularının önüne geçebiliyor, siyasetçileri ve belediye başkanlarını önüne katabiliyorsa, bizim kat edecek daha çok mesafemiz var demektir.
Yazık, günah bu memlekete!
Bağıran, çağıran, konuyu siyaseten kaşıyan ve kızıştıran bir şekilde hizmet alıyor.
Ama asıl konuşulması ve müdahil olunması gereken konular, millet için bağıran çağıran olmayınca geriye atılıyor da atılıyor…
Muhalefet bu siyasi gerginliklerin üzerine gidiyor, oradan siyasi rant üretmeye çalışıyor…
İktidar da, ‘muhalefet siyasi rant üretmesin’ diye o konuyu öncelikli olarak ele alıyor.
Allah aşkına gidin bir bakın, o Üçyol’un, önceki Üçyol’dan ciddi bir farkı var mı diye?
O kadar gürültü neden çıktı diye?
Gürültü çıkaran işini görecekse, yazık bu memlekete!


Fare kapanlı milli eğitim!

Bayağı bir gündem olunca, önceki gün İzmit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü binasına gittim.
Bir de yakından göreyim, o kadar da kötü mü? Gerçekten yetersiz mi? Değişmeli mi?

  • Odalar çok sıkışık. Normalde 2, bilemedin 3 kişinin oturabileceği odalarda 4-5 kişi oturuyor. Hatta sonradan personel için ofis haline getirilen küçük sayılabilecek bir toplantı salonunu gördüm. Herhalde içeride 10 kişi vardı.
  • Bina giriş dahil 5 kat. Ama asansör yok. Engelliler açısından sıkıntı.
  • Yangın merdiveni yok. Özel sektör kullansa bu binayı, mümkün mü?
  • Galiba belli noktalara fare zehri de koymuşlar. Kimi yerlere de yapışkan!
  • Kimi oda kapılarının altı yenilenmiş. Fare mi yemiş? Nemden çürümüş diyeceğim ama nemli bir ortam da yok ki!

Değişmezse elbette kıyamet kopmaz
Ama manzara, anlatıldığı gibi;
Biraz fena!


Popülist misin? İdealist mi?

Popülistler güçlüye tapar, zayıfı ezer. İdealistler güçlüye çatar, zayıfı korur.
Popülistler her davanın adamıdır. İdealistler bir davanın.
Popülistler bilinmek ister. İdealistler anlaşılmak.
Popülistler tapınır. İdealistler inanır.
Popülistler gücünü iktidardan alır. İdealistler fikirlerinden.
Popülistler sığ sularda yüzer. İdealistler okyanus derinliğinde yaşar.
Popülistler alkıştan, iltifattan, övgüden beslenir. İdealistler düşünceden, tefekkürden, münazaradan.
Popülistler ‘çok yaşa padişahım’ der. İdealistler ‘kral çıplak’.
Popülistler nabza göre şerbet verir. İdealistler dokuz köyden kovulmayı göze alır.
Popülistler yanlarında hep bir kürk taşır. İdealistler ‘Bir hırka bir hurma’ der.
Popülistler sabun köpüğüdür. İdealistler sabun.
Popülistlerin menfaati kutsaldır. İdealistler kutsalı adalettir.
Popülistlerin ahlakı çıkarıdır. İdealistler çıkarı ahlaktır.
Popülistler zor zamanlarda susar. İdealistler zor zamanda konuşur.
Popülistler sahnede ölmek ister. İdealistler gölgede, kuytuda yaşar.
Popülistler her güçlüye ‘Evet efendim’ der. İdealistler her iktidara ‘Neden’ diye sorar.
Popülistlerin sürekli çıkar ilişkileri vardır. İdealistler vazgeçmediği yol arkadaşları.
Popülistler her savaşa paralı asker olur. İdealistler sadece kendi davalarının neferi.
Popülistler bugünü yaşar, bugüne yatırım yapar. İdealistler sonraki kuşaklara hangi mirası bırakacaklarını düşünür.
Popülistlerin kavgası kişiseldir. İdealistlerin davası evrensel.
Popülistler kavak ağacıdır, hızla büyür. İdealistler bir çınara benzer, kökü derinlerdedir.

Anadolu Ajansı eski Genel Müdürü, benim için daha da önemlisi Marmara İletişim mezunu, yani okuldaşım olan Kemal Öztürk, Youtube kanalında güzel bir multimedya video hazırlamış.
Hem o videoyu hem de videonun içeriğini sizlerle paylaşmak istedim.
Çevrenizdeki siyasetçilere, belediye başkanlarına, aktörlere bir de bu gözle bakın lütfen!


Düzeltme

“3 başkan yardımcısı, 4 milyon” başlıklı bir önceki yazıda…
İzmit Belediye Başkan Yardımcısı Av. Sibel Solakoğlu’nu “siyasi başkan yardımcıları” arasında saymıştım.
Düzeltiyorum. 
Kendisi siyasi başkan yardımcısı değil, memur başkan yardımcısıymış.
Hoş görsünler.
Ayrıca İzmit Belediyesinde başkan yardımcılarına makam aracı tahsis edilmiyormuş.
Dolayısıyla başlığı ve yazının içindeki rakamları revize etmem gerekiyor.
Yeni başlık şöyle olabilir:
2 başkan yardımcısı, 2 milyon!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Engin Şahin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak En Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan En Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

02

Mehmet Altın - Süzme sersem komşulardan birinin, bodrumdaki fareler için sürdüğü için yapışkana bir kedi yakalanmıştı, bayağı uğraşmış ama hayvancağızı kaybetmiştik...

Nitekim "mahlukâtın en zalimi ve şerlisi"nden başka telef edilmesi gereken başka canlı aramayın sakın!

Ayrıca "son yıllarında akıl sağlığını kaybetmesinin ve badireli ölümünün sebebi, özünde iyi biri olsa bile yakalanan fareleri suda boğarak öldürmesinden miydi acaba" diye düşünmeden edemediğim biri de var..

Üstad bana:

"Ya kardeş’ dedi. ‘Şu yere bir lokma ekmek koyuver, mübarek hayvan ekmek istiyor’ dedi. Ben de bunun üzerine yere bir ekmek koyuverdim. Fare yere indi, ekmeği yedi, sonra çekip gitti.

https://www.risaleajans.com/nur-alemi/ustadimizin-fareye-sefkati

Zaman zaman iki beyaz fare geliyormuş, Üstad onlara şefkat gösteriyor, yiyecek veriyormuş. Babam Üstadın yanında iken yine iki beyaz fare gelmiş. Üstad bu sıra hapiste “Elhüccetü’z-Zehra” (Onbeşinci Şuâ) Risalesini yazmaktadır. Fareler gelmişler, elindeki kaleme sürtünmüşler. Üstad farelerin kulaklarına kalemi hafiften vurarak “Bunlar da benim gibi ihtiyar, ben bunları besliyorum” derken evcil hayvanlar gibi fareler kulaklarını kısıyor, nazlanıyorlarmış.

Üstadın yazdığı küçük kâğıdı birden iki fare tutarak alıp götürmüşler. Bir iki dakika sonra Üstadın bulunduğu odaya baskın ve arama yapılmış. Hiçbir şey bulamamışlar. Bir müddet sonra fareler kâğıdı tekrar geri getirip bırakmışlar.

Daha sonra Üstad cezaevinden çıkarken farelere kantinden yiyecek alması için babama bir miktar para bırakmış. Babam da cezaevinden çıkarken Sülümenlili müebbet mahkûmu bir arkadaşına kalan parayı farelere yiyecek almaya devam etmesi için bırakmış. O arkadaşı, mahkûmiyeti boyunca her gün farelere yiyecek vermiş. Paranın son kuruşuyla ekmek almaya giderken, kendisinin Yargıtay’dan temyizden beraat kararının geldiğini öğrenmiş. Paranın bittiği gün, mahkûmiyeti de bitmiş, hapisten çıkmış.

https://www.yeniasya.com.tr/lahika/bediuzzaman-in-afyon-hapsinden-bir-talebesi-hasim-hoca-

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Aralık 17:32
01

Mehmet Altın - Üçyoldan santrala kadar güzergâh, özellikle Kanlıbağ mevkii adeta korku tüneli gibi; gayet kasvetli ve tekinsiz... Bekirdere'ye kadar olan kısa yol ise nispeten daha geniş ve dinamik halbuki.

Gerçi Müslümana yaraşır insan gibi bir çevre ancak "büyük patlama" sonrası her şey sıfırlandıktan sonra sil baştan bir hamle ile tesis edilebilir ama bu kadar da kötü olmamalıydı.

- İslamın gündemindeki ilkelerin en önemlisi tevhid ilkesi. İnsanın söylediğiyle yaptığının tamamen aynı olması lazım geldiği şeklindeki ilke. İnanç ile yapılan arasındaki münasebet bütünlüğünü modern İslam alemi hiçbir şekilde tesis edemiyor.

(Turgut Cansever)

Mimarlık, güzel sanatlara ait estetik bir konu olmaktan öte fikir, tasarı, biçim verme gibi nitelikleriyle aslında inançların, dünya görüşlerinin fiziki dünyaya yansımış hâli. Türk-İslam evinden beklenen ise kâinatın halifesi vazifesi yüklenmiş insanı bu hedefine yaklaştıracak, onun ahlaklı ve erdemli yetişmesine zemin hazırlayacak nitelikte olması. Çünkü evdeki sadelik-karmaşa, büyüklük-küçüklük, eşya azlığı-çokluğu, mütevazılık-lüks gibi unsurlar hane halkının hissiyatını doğrudan etkiliyor. Zamanla ev, insanı kendine benzetmeye başlıyor.

Ülkemizde 20. yüzyılın başlarına kadar evler İslami çerçeveler içerisinde mütevazı, sade, güzel, fıtri yapılıyor. Hatta Batılı seyyahlar Anadolu topraklarına geldiklerinde zenginle fakirlerin evini birbirinden ayırt edemiyor, çok şaşırıyor. Yalnız Tanzimat Fermanı''ndan sonra mütevazı çizgiden yavaş yavaş uzaklaşılıyor. Bu durumu Mimar Akşeker, şöyle açıklıyor: "Ne zaman Müslümanlar kendi değer dünyalarından uzaklaştılar, ev ve şehir mimarisinde bambaşka bir çıkmaza girdiler. Ev inşasında ihtiyacın İslami sınırlar içinde, mütevazı karşılanması yeterli görülmedi. Yerine lüks, yükseklik, büyüklük, teknoloji harikası gibi kıstaslar belirlenip meskenler bu temel kabullerle üretilmeye başlandı. Ev fikrinde haddi aşmamak için sadelik, israf, gösterişten kaçınma, tevazu, mahremiyet gibi şartlar asli unsurlardır."

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Aralık 17:01

Anket CHP'nin yeni İzmit İlçe Başkanı kim olmalı?