Said Nursi İzmit’te nasıl tutuklandı?

Değerli okuyucular;
1909 yılı Nisan ayı ortalarında patlak veren 31 Mart olayları, yüz yıldan fazla bir zamandır Türkiye’yi en çok meşgul eden “demokrasi ve darbeler” meselesinin ilk ve en çetin halkası özelliğini taşıyor.
Geçtiğimiz hafta, bu hadisenin hemen ardından İzmit'te yaşananları sizlerle paylaşmıştık.
Bu hafta, olayların seyrini İzmit İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önde gelen isimlerinden biri olan gazeteci-yazar Rıfat Yüce'nin gözünden izlemeye devam ediyoruz.

"31 Mart olayının yankıları henüz dinmemişken, her gün cemiyetimizde toplantılar düzenlemeye başladık.
O günlerde yeni gelişmeleri öğrenmek için her gün İstanbul'dan gelen treni karşılamaya gidiyordum. Bir gün yine istasyona giderken gecikmişim, tren çoktan gelip geçmiş.
O sırada, şehre doğru yürüyen kalabalığın arasında dikkatimi bir adam çekti. Etrafını kalabalık bir halk kitlesi sarmış ve özellikle çocuklar adama oldukça ilgi gösteriyorlardı.
Otuzlu yaşların başındaki bu tuhaf kıyafetler içerisindeki adam, İstanbul’un hamallarının kaba kumaştan yaptırdığı dayanıklı elbiselerden giyinmişti, fakat üzerinde birçok ilginç detay vardı.
Kollarına, yakasına eklenmiş çeşit çeşit yamalar, allı, pullu, kırmızı, pembe... Renk renk, desen desen. İnsanın aklına ne gelirse, onu bulabileceğiniz bir renk cümbüşüydü.
Sarığı da aynı şekildeydi, her bir katmanı ayrı bir hikâye anlatıyordu.
Benzerlerini daha önce görmüştüm, fakat onlar sıradan birer meczuptu ama bu adam öyle değildi.
Kim bu adam diye sorduğumda aldığım cevap, Bediüzzaman Said Nursi oldu.
Kıyafetinde böyle türlü renkler olmasının da nedeni bilgin olduğuna işaretmiş!
Şöhretini daha Meşrutiyet ilan edilmeden önce duyuyordum.
Diyorlardı ki:
“Doğu'dan bir Kürt Hoca gelmiş, İstanbul ulemasının takdirlerini kazanmış.”
Böylece şöhreti kulaktan kulağa dolaşıyor ve her yerde duyuluyordu.
Meşrutiyet ilan edildikten sonra bu zat matbuat (basın-yayın) sahasına çıktı.
Ama olumlu sahada (İttihatçıların yanında) değil de, muhalif veya muhafazakâr bir şekilde yazılar yazdığı görülüyordu.
Bununla beraber fikri ve mütalaaları halkın dini hislerini okşar bir surette olduğu için onun yazısı çıkan gazeteler çok okunurdu.
Bu surette 1908 devriminde Bediüzzaman Saidi Nursi denilen zatta o devrin din bilginleri arasına girmişti.
Beni şaşırtan bu gelişmeler yaşanırken, İttihat ve Terakki Cemiyeti adına Bediüzzaman ile buluşmamı, onun fikir ve görüşlerini öğrenmemi, ayrıca onun ihtiyaçlarını karşılamamı istediler.
Kendisiyle buluşarak alıp lokantaya götürdüm ve yemek yedikten sonra ise Şems Oteli’ne geçtik.
Otele geldikten sonra, İzmit halkından ve çoğu muhafazakâr kesimden birçok kişi ziyaretine geldi.
Ancak, onun duruşu ve tavrı, muhafazakâr kesimin beklentilerini tam olarak karşılamıyordu.
Çünkü onun ince tavırları, dindar ama aynı zamanda düşünceli ve özgür ruhlu bir kişi olduğunu gösteriyordu.
Oteldeyken Rıfat Yüce ona bazı sorular sorarak ve şu cevapları almıştı:
1. İstanbul'dan niçin kaçtığını ve sonrasında ne yapacağını sorduğumda, Bediüzzaman, "İstanbul'dan korkudan kaçmadım. Ancak bir karışıklık olduğu için buradan Anadolu içlerine gideceğim" dedi.
2. Muhaliflere ve gazetelere yazdığı hakkında sorulan soruya ise, yazılarının düzgün olmadığını ve gazetecilerin eklemeler yaptığını ifade etti.
3. İnkılâbı (Meşrûtiyetin ilânını) nasıl karşıladığı sorusuna cevabı ise şu şekildeydi:
"İnkılâbı iyi karşıladım.
Allah'ın emri mucibince hareket edilirse iyi…
Fakat İstanbul’un kötü düşünceli adamlarının elinde âlet olursa tabi kötü olur.
Ben İnkılâb’dan sonra Selânik’e gittim.
Niyazi ve Enver Beyler’le görüştüm.
Onların fikirleri ve yapmak istedikleri şeyler çok iyi, fakat iş İstanbul’da bozuluyor."
O gece, Bediüzzaman yatsı namazını kılarak yattı.
Ben ise İttihat ve Terakki Şubesi'ne doğru yola çıktım.
Ancak kısa bir süre sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti Genel Merkezi'nden beklenmedik bir emir geldi, Bediüzzaman'ın tutuklanması gerektiği bildirildi. (Zira kendisi İzmit’e gelmeden önce Yarımca ve Kalburcu beldelerinde bazı çalışmalarda bulunmuştu)
Emir derhal yerine getirilerek tutuklandı ve yanmış Hükümet Konağı'ndaki, yeni Polis Dairesi'nde tutuklu olarak kalmasına karar verildi ve bu süreç, İstanbul'daki Divan-ı Harbi-i Örfi ‘ye gönderilene kadar devam etti.
İzmit'teki olaylar devam ederken, İzmit İttihat ve Terakki Cemiyeti, Volkan Gazetesinin sahibi Derviş Vahdet’inin Kalburcu köyünde olduğunu öğrendiğinde, onu yakalamam için beni görevlendirdi.
Olaylardan sorumlu tutulan Volkan Gazetesinin sahibi Derviş Vahdeti, son nüshasını çıkardıktan sonra İstanbul'dan kaçarak doğrudan Gebze kazasının Kalburcu köyüne gelmişti.
Yanıma sivil kıyafetli zaptiye Ömer Çavuş verildi.
Sarıklı olduğum için kimse benden şüphelenmeyecekti.
Ayrıca köyde tanıdığım Hafız Nuri’nin de bana yardım edeceğini umuyordum.
Bu umutla yola çıktık ve onu yakalamak için çaba harcadık.
Ancak köyde yaptığımız sorgulamalardan pek bir sonuç elde edemedik.
İzmit’e döndüğümüzde, onun bir kayıkla Yalova'ya geçtiğini öğrendik. Zira Derviş Vahdeti, kıl payı elimizden kaçmıştı.”

Said Nursi İzmit’te nasıl tutuklandı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar E.Emin Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak En Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan En Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler En Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı En Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Anket 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde İzmit Belediye Başkanı kim olmalı?