31 Mart’tan sonra İzmit ve Kocaeli

31 Mart’tan sonra İzmit ve Kocaeli'de, Kimileri koltuklarını terk edecek, kimileri ise oturmaya devam edecek.
Ancak tam 115 yıl önce bu topraklarda 31 Mart’ta, İstanbul’da askerler isyan ederek Meclisi Mebusan’ı bastılar.
Bu olaylar neticesinde Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilerek Selanik'e sürgüne gönderildi.
Peki, tarihimizdeki bu önemli olay İzmit'te nasıl yankılandı?
Gelin, geçmişin derinliklerindeki bu olayı yeniden keşfedelim.
İzmit’teki İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin önemli isimlerinden Rıfat Yüce o günleri şöyle anlatıyor:

“Bu haberi ilk duyduğumda yatsı vakti Yukarıpazar kahvehanesinde oturuyordum.
Ancak, o gece ve ertesi sabah öğleye kadar ne cemiyet tarafından ne de arkadaşlarımdan olayların tam olarak ne olduğuna dair bir bilgi alamadım.
İstanbul’dan tren ve gazetelerin gelmesiyle birlikte durum biraz daha netleşmeye başlasa da, henüz hiçbir teselli edici bir haber yoktu.
İstanbul gazeteleri ve özellikle muhalif olanlar olayları alkışlarken, İzmit'teki bazı gazeteler ise bu olaylardan ötürü gurur duyduklarını belirtiyorlardı.
31 Mart'ın ilk günlerinde İzmit'te, irtica taraftarlarının ve saray mensuplarının sesleri yükselmeye başladı.
Hatta şaşırtıcı bir şekilde, Ermeniler bile sessizliğe bürünmüştü.
Daha önce sıkı fıkı olduğumuz Taşnaklara mensup görüştüğüm Ermeniler, artık eskisi gibi samimi davranmıyorlardı, bize olan güvenleri, sanki bir şekilde zayıflamış gibiydi.
31 Mart'ının üçüncü günü öğleden sonra saat üç sıralarında Ceza Reisi Halil Bey ile arkadaşları tarafından Belediye bahçesine çağrıldım.
Yolda giderken Bakkal Hacı Rıfat Efendi, “Seni istemişler. Yanlışlıkla beni çağırdılar. Senin için beni yordular” dedi.
Hacı Rıfat Efendi İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne dâhil olduğu için ondan bu sözü duyunca, cemiyet için çağırıldığımı anladım ve içten bir kıvanç duyarak yoluma devam ettim.
Bahçeye vardığımda orada, Ceza Reisi Halil, Savcı Ziya, Mülâzım Ali Rıza, Süleyman, Şerif, Hüseyin Bedrettin, Mülazım ve Doktor Halit Beyler, merkezi umumiden gelen telgrafı bana okudular.
Telgrafta, “31 Mart olayı bir irticadır ve irtica tedip etmek için önlem alınmıştır. Siz de icap eden önlemi alınız ve yaptığınız işleri mütemadiyen bildiriniz” yazıyordu.
Orada Halil Bey'den irtica duruma hâkim olur ve istibdat yeniden iade edilirse Şerif Bey ile birlikte Mısır'a kaçmak için atlar temin edildiğini duydum.
Daha sonra İttihat ve Terakki'ye mensup olmuş bazı kimselerin yanıma gelip cemiyete girdiklerinden pişman olduklarını söylediler.
Ve bana da, “Sen halâ cemiyeti müdafaa mı ediyorsun?" diyorlardı.
Diğer taraftan Helvacı Mehmet Ağa şu haberi getirdi:
“Kırdığımız ceviz çok olmuş, kendisine ihtarımızı söyle; İttihat ve Terakki cemiyetini ağzına almasın!"
Bu sırada, Merhum Topal Hasan Bey'in oğlu Süleyman Bey de şunları söyledi:
"Hoca, sen cemiyet işlerine karışma. Yoksa pişmanlık para etmez. Yine sen bilirsin ama hayatının tehlikede olduğunu söylüyorlar.”
Bunun üzerine bir hafta boyunca saray ve askeri dairenin önünden geçmemek için cemiyet binasına Kapanca Sokak’tan gidip geldim.
İlerleyen günlerde trenler ve gazeteler geldikçe, İzmit'te de durum değişerek halkın çoğunluğu cemiyet lehine taraf olmaya başladı.
O zamanlar Bağçeşme'de oturuyordum.
Kafayı bulan delikanlılar ve kopuklar, sokaklarda dolaşarak slogan atmaya başladılar:
"Yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti!"
"Yaşasın Enver, Niyazi!"
31 Mart olayı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katılmış olanlar için gerçek bir sınavdı ve gerçek yurtseverlerin kendilerini gösterme zamanıydı.
O dönemde İzmit'te bir Kocamanoğlu vardı.
Rum kökenli olmasına rağmen Türk dostu olarak tanınıyordu.
İzmit İttihat ve Terakki Cemiyeti İdare Heyeti'ne seçilmişti.
Olağanüstü olayların yaşandığı bu günlerde kulübe gelip, gelmeyenleri kötümser bir tavırla karşılayarak asabi bir şekilde şöyle diyordu:
"Cemiyetin gayeleri için kanının son damlası akıtıncaya kadar çalışacağımıza yemin ettik. Neden yeminimize riayet etmiyoruz?”
“İşte ben hazırım. Ne yapmak lazım gelirse onu yapmakta hiç tereddüt etmem."
31 Mart olayı sonrasında, İzmit İttihat ve Terakki Cemiyeti şubesinde durum netleşene kadar birkaç akşam toplantı yapılmadı ancak sonrasında, cemiyetin idare heyeti her akşam olayları görüşmek üzere toplandı.
Selanik'ten gelen Hareket Ordusu İstanbul’a doğru ilerlerken, Cemiyet Merkezinden İzmit'e asker toplanması için emir verildi.
Bu emir üzerine, İzmit Redif Taburu’nun cemiyete yakın ve sempatisi olan erlerinin tamamı silah altına çağrıldı.
Bu süreçte, Bahçecik'teki Ermeni Taşnaklar da üç kişilik bir heyetle cemiyete gelerek 1000 kişi ile iştirak edeceklerini bildirmişlerdi.
İzmit'te asker toplanırken, cemiyet işleri hızlandırmak ve en azından bir miktar askeri acele gönderebilmek amacıyla Bahçecik'e giderek görüşme yapmak için beni memur ettiler.
Ancak tüm hanları dolaşmama rağmen, ne bir Bahçecik’li ne de acele gönderilebilecek başka bir kimse bulamadım.”
İzmit'in kuzey tarafı köylerinden gelen köylüler ise, Hareket ordusu İstanbul'a yaklaştığı sırada, isyan etmiş olan askerlerin memleketlerine gitmek üzere ellerinde silah ve cephaneleriyle birlikte birçoğunun yaya olarak bölükler şeklinde köylerden ilerlediklerini söylüyorlardı.
Ertesi gün İstanbul treninin geliş saatinde istasyona gittim.
Tren silahlı askerlerle doluydu ve içinde sivil bir yolcu bile yoktu.
İstasyona gelen halk, onların yanına gitmekten çekiniyordu.
Çünkü bu kaçak askerlerin yanlarında bol miktarda fişek bulunuyor ve istedikleri yere nişan alıyorlardı.
Askerlerin içine girerek onlarla konuşmaya başladım.
Bana şöyle anlattılar: "Selimiye'de askerlik yapıyoruz, kaç gündür başımızda zabit yok. Biz de karar verdik, memleketimize gidelim.
Üsküdar'dan yola çıktık, Erenköy'de makiniste silah çekerek treni durdurduk ve hepimiz trene bindik ve şimdi memleketimize gidiyoruz”.
Konuştuğum askerler Ankara’nın köylerinden olduklarını söylediler. Ben onlara askerin böyle serbest kalmaması gerektiğini ve bu hareketin iyi olmadığını yalvararak anlattım.
Onlar da bana şöyle dediler:
“Sizin söyledikleriniz doğrudur. Bize yine askerlik ettirirler. Fakat biz bir kere yola çıktık. Bir defa evimize varalım sonra yine gelir askerliğimizi yaparız."
Askerlerin bu düşüncelerini uygun gördüm ve memleketlerinde çok uzun kalmamalarını tavsiye ederek, onlara iyi yolculuklar diledim.
Bu askerler geçtikten bir gün sonra, tekrar istasyona gittim.
Fakat bu arada gözüme acayip şekilli bir adam çarptı.
Etrafını büyük küçük kalabalık bir halk kitlesi kaplamış, hele çocuklar o adamın yürümesine engel oluyordu. Bu hal dikkatimi çekti.
“Kimdir bu adam diye sordum?” Bediüzzaman Said-i Nursi diye cevap verdiler.

Devamı haftaya…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar E.Emin Öztürk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak En Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan En Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler En Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı En Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.

01

. - Akp Filistin'de ki soykırıma lojistik destek veriyor kendisine oy verenleri vebale ortak ediyor

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 30 Mart 17:20


Anket 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde İzmit Belediye Başkanı kim olmalı?
Tüm anketler