Sınav sisteminde devam eden absürt saçmalıklar

İki gündür yerel ve ulusal medyada sınava geç kalan, sınava alınmayan ve 1 yılını kaybeden, hayalleri yıkılan, hüngür hüngür ağlayan öğrencilerin haberlerini okuyorum, inceliyorum.
2 dakika 3 dakikayla hayalleri yıkılan çok öğrenci oldu yine ülkemizde.
Bir sürü genç sınav günü okul kapıları kapandıktan sonra sınava giremedi.
Biz hep öğrencilerin yakarışlarını, polislerle girdikleri diyalogları, özetle kapı önündeki haykırışlarını, mağduriyetlerini izledik.
Mağduriyet dedik diye, “Kardeşim sınavın kaçta olacağı belli. Öğrenci sınava önem veriyorsa vakitlice çıkacak, yetişecek” dediğinizi duyar gibiyim.
Evet, ben de sizinle aynı kanaatteyim.
Ancak sınavlarda okul kapılarının kapanmasına kadar yaşanan mağduriyetleri çözebilirsek bu sahneler zaten bizim gündemimiz olmaktan çıkacak.
Bana göre sınava giren öğrenci de giremeyen öğrenci de mağdurdur.
Gelin sebeplerine bakalım.
Öncelikle cumartesi günü yaşadıklarımı anlatayım.
Bu yıl Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olan ve üniversite sınavında kendini yeniden test etmek isteyen kardeşim Mustafa ve dayımın emaneti, ailemizin göz bebeği kuzenim Fatma Betül’ü sınava götürdüm.
Biz Topçular’dayız, Fatma Betül Erenler’de oturuyor.
Mustafa’yı Bekirdere Ayça Sokakta bulunan Yıldırım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine, Fatma’yı da Alikahya Fatih Orta Okuluna götürdüm.
Saat 9’u 10 geçe evden çıktım, Erenler’den Fatma’yı ve yengemi aldım.
Mustafa ve Fatma’yı sınava bırakıp ofise vardığımda saat 10’u 5 geçiyordu.
Mustafa’nın ikameti Başiskele Yeniköy’de görünüyor, Fatma’nın ikameti Erenler Mahallesinde.
Mustafa Tavşantepe’nin üstlerinde bir okula sınava giriyor, Fatma Betül Alikahya’da bir okulda.
Bir kere öğrencilerin mağduriyet hikayeleri, sınava girecekleri okullardan itibaren başlıyor.
Öğrencilerin oturdukları yerden alakasız, değişik değişik yerlerde sınava sokulması bir kere başlı başına bir hata.
Muhtemelen sınava girilecek ilçe işaretlendikten sonra rastgele bir kilometre kare içinde öğrenciler dağıtılıyor.
Bu durum beraberinde trafiği, geç kalma ihtimalini doğuruyor.
Anlattığımız bu mağduriyet cepte dursun.
Bir başka konu ise sınava piercing, küpe, anahtar gibi hiçbir materyal sokulmuyor.
Özellikle anahtar, para dahi sokulmaması, öğrenciler için muhakkak bir emanetçi zorunluluğunu doğuruyor.
Aile fertlerinden biri yoksa sınava giren öğrencinin bir emanetçi derdi oluşuyor.
Anahtarını, parasını bir yere saklasa sınavda aklına gelecek, “Acaba benim eşyalarım yerinde duruyor mu?” sorusu bile bir mağduriyettir.
Dün bir öğrencinin 7 TL emanetçi parasını vermek istemediği için sınava girmekten vazgeçtiğini düşündüm.
Öğrencinin yaptığı saçma mı?
Saçma.
Yine de bu şekilde akıl bulandırılmasının önünü açmaya ne gerek var?
Piercing, küpe konusuna tekrar dönelim.
Oldum olası sınavlarda bunların çıkarılmasını, anahtar alınmamasını falan saçma buluyordum.
Yine de temkinli davranıp, işi bilen birine danıştım ve şunu sordum.
Piercing, küpe ya da anahtar yardımıyla kopya çekilebilir mi?
Çekilirse nasıl çekilir?
Telefondaki ses şunu söyledi:
İmkansız.
Şöyle bir çekingenlik oluşturan unsur varmış.
Piercing, küpe, alyans gibi materyallere minik dinleyiciler yerleştirebiliyorlar.
Bunu işitince, “Peki hadi diyelim bu dinleyiciyi soktuk içeri bir şekilde. Sınav tüm Türkiye’de aynı anda gerçekleştiriliyor ve süresi belli. Dinleyici ya da hadi uçalım, istihbarat servisi çalışanı gibi düşünelim, bir küpe üzerinden ses sinyallerini gönderdiğini düşünelim. Bunu sınavdaki öğrenci kopyaya nasıl dönüştürecek? Diyalog kurma, farklı bir şeyle ilgilenme şansı yok ki…” diye sordum.
Ve telefonun ucundaki aklı selim ses, “Kesinlikle” diye beni onayladı.
Adeta sınav konusunda memleket olarak bir kaygı bozukluğu içerisindeyiz.
Olmayacak uygulamalara imza atarak, olmayacak mağduriyetlere sebep veriyoruz.
Küpe, piercing taksınlar diye söylemiyorum bunları, bedavaya insanlara zaman kaybettirip mağduriyet hikayeleri yazılmasın diye söylüyorum.
Ki biz piercinge, küpeye takmışız.
Ama başörtülü kardeşlerimiz sınava başlarını açmadan girebiliyorlar.
Biz sınav korkusu konusunda bu kadar paranoyaklık derecesinde önlem alıyorsak, gözetmen öğretmenlere bile parmağındaki alyanslarını çıkarıyorsak başörtülü herhangi bir öğrenci istediği şeyi başörtüsünün altında sınava sokamaz mı?
Gayet tabii sokabilir.
Ama yıllardır sınavlara başörtüsü aranmadan sınava girebilmelerine rağmen bir kopya hadisesi de yaşanmadı değil mi?
Demek ki bu bizim kendi yarattığımız bir paranoyaymış.
Demek ki bu sistemin sınav gözlemcisine, kendi öğrencine, kendi öğretmenine karşı bir güven problemiymiş.
Yani özetle şunu diyorum.
Sınavdan sonra, hayaller yıkıldıktan sonra konuşmak, karşı tarafı suçlamak, erken gelseydiniz diye parmak sallamak çok kolay.
İnsanın başına her şey gelebilir, her şey.
İnanın yazıyı yazarken aklıma geldi, bunu da anlatayım da konu pekişsin.
8’nci sınıftayım, OKS’ye gireceğim.
Eski bir Ford Taunus vardı bizde.
Yanlış hatırlamıyorsam Alikahya tarafında bir yerde sınava girecektim.
Yuvacık Köprüsünün altında yolda kaldık babamla, ben başladım hüngür hüngür ağlamaya.
Sınavı kaçıracağımdan o kadar korkuyordum ki.
Ve seçme şansınız da yok, puansız alan bir okula gitmek zorundasınız.
Tüm hayallerinizin yıkıldığı bir an.
Amcam geldi, bizi aldı ve okula yetiştirdi.
Kapılar da kapanmıştı, ama yine de içeri aldılar beni oradaki iyi niyetli görevliler.
Sınıfa girdim koştur koştur, gözetmen öğretmen beni görünce önce tuvalete gönderdi ve sonra herkesle beraber sınava başladım.
Yani dostlar, insanın başına her türlü hadise gelebilir, bilemezsiniz.
Bu sebeple bizim yapılan hataları baştan tespit edip, ona göre bir yol haritası çizmemiz lazım.
Mesela ikamet adresine göre okullara yönlendirmeye daha çok dikkat edilebilir.
Mesela yüzük, alyans gibi konularda müsamaha göstererek insanlar panik havasından uzak tutulabilir.
Mesela anahtar, para gibi sınava giren şahsın ikinci bir insana duyduğu ihtiyaç ortadan kaldırılabilir.
He tüm fiziki şartlar sağlandıktan sonra hala geç kalan, sınavı kaçıran varsa da kendi bilir.
Ama muhakkak bir şeyler yapılması lazım.
Yoksa ben seneye de aynı yazıyı yazar, aynı edebiyatı parçalarım.
Olan yine gençlere olur.

Sezgin Tanrıkulu neredeyse, tam karşısındayım

Benim bu hayatta siyaset üstü yaklaştığım en mühim konu, devletin bölünmez bütünlüğü ve milli çıkarlarıdır.
Ve ben bu ülkedeki tüm siyasi partileri bu çizgide görmek isterim.
He şimdi bazı arkadaşlar hatırlatmadan şunu da söyleyeyim.
Osman Öcalan'ın TRT çıkarılmasını da doğru bulmuyordum, çözüm sürecinde yapılan birçok hatayı da.
Bu konuda netsek, biraz güncel kalmaya gayret edelim.
Yaşadığımız bu savaş ortamında SİHA’larımızın ülke güvenliği açısından ne kadar önem arz ettiğini gördük.
Rusya-Ukrayna savaşında da Bayraktar TB2’nin neler yaptığını Türk medyasından çok dünya medyası işledi.
Geçtiğimiz ay Türkiye Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir’in TRT Haber’deki 1 saatlik söyleşisini de izledim ve gurur duydum.
Fakat karşımızda tüm bu gelişmelerden yıllardan bu yana rahatsızlığını gizlemeden ağzına geleni konuşan bir CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu profili var.
Adam son olarak milli havacılık serüvenimizde destan yazan Selçuk Bayraktar’a bile yargılama iması yapabilecek kadar kontrolden çıktı.
Bu neyin rahatsızlığı diye sormuyorum, çünkü rahatsızlığın sebebi çok açık.
Biliyorum, CHP fazlasıyla çok sesli bir parti.
Ama o seslerin içindeki en iğrenç, en duyulmaması gereken, en yok sayılması gereken ses Sezgin Tanrıkulu’nun sesidir.
Vatansever CHP’lilerin bu tipten ne kadar rahatsız olduğunu da çok iyi biliyorum.
Özetle bu Sezgin Tanrıkulu neredeyse tam karşısına geçmek lazım.
En çok da parti içindeki CHP’lilerin bunu yapması lazım.

Kaan Dilmen’in CHP'ye mesajı

Uzun uzadıya hikaye anlatmayacağım.
Zaten konuyu EN Kocaeli'de haberleştirdik.
HDP İl Örgütünün kongresinde PKK’lılar için saygı duruşu çağrısında bulunulmuş.
Kocaeli Valiliği o şahsı gözaltına almış.
İyi Parti İl Başkan Yardımcısı Kaan Dilmen de sosyal medya hesabından HDP İl Örgütünün kongresine yüksek perdeden tepki göstermiş.
CHP’nin biraz HDP konusunda frene basması lazım sanırım.
Bu rahatsızlıklar başladıysa devamı gelir.
Benden söylemesi.

Benim gibi bir korkağı bile güldürdü

Ben korku filmi izlemem, hele içinde cin geçen filmlere gözüm bile değmez.
Gözümün gördüğünden değil genelde görmediğinden çekinirim.
Ama geçen Beyaz TV'de tırnak içinde söylüyorum, meczubun biri çıkmış garip bir şov yapıyor.
1,5 dakikada cin çıkarırım falan diyor.
Valla bu kadın, benim gibi bir korkağa bile cin konusunda kahkaha attırdı.
Hanımefendiciğim, sizden rica ediyorum.
İnsanları böyle dinden soğutmayın.
Bir dini, bir ilmi saçma sapan şovlarınıza alet etmeyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Furkan Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak En Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan En Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler En Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı En Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Kocaelispor'un kulüp başkanı kim olmalı?