Geçiş garantisi varsa gelir garantisi neden olmasın?

Başlık sizi yanıltmasın, bu bir eleştiri yazısı değildir.
Türkiye’nin son yıllarda benimsediği bir model var.
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, Yap-İşlet-Devret modeli.
Özellikle otoyol ve köprülerde devlet firmalara işi yaptırıyor, geçiş garantisi vererek iş yapan firmayı devlet korumasına alıyor.
Firma da böylece yaptığı işten para kazanır mıyım diye düşünmeden işini güzelce yapıyor, bitiriyor ve para kazanmaya başlıyor.
Şimdi konuyu şuraya getireceğim.
Dünyada enflasyon almış başını gidiyor.
Temel gıda maddelerindeki hızlı artış hepimizin malumu.
Akaryakıt deseniz aynı, zor ama çok zor bir dönemden geçiyoruz.
Belki de daha kötü bir döneme sürükleniyoruz.
Ve şunu artık net bir şekilde, fazlasıyla hissetmeye başlıyoruz.
Teknoloji, yol, mobilya, araba karın doyurmuyor.
Tarımsal yatırımların, tarımsal kalkınmaların çok önem kazandığı bir döneme giriyoruz.
Her ülke buna göre pozisyon almaya çalışıyor gücü yettiğince.
Mesela Çin gıda stokluyor.
Binali Yıldırım çıkıp, “Deliler gibi ekin, dağı taşı ekin” şeklinde açıklama yapıyor.
Çünkü tehlikenin büyüklüğü ve ciddiyetinin herkes farkında.
Temel gıda maddelerine ulaşmak, temiz yiyeceklere ulaşmak bugünkü duruma bakıldığı zaman belki bir on yıl sonra, belki daha kısa vadede iyice zorlaşacak.
Yine dünyanın son dönemlerde en çok yaşadığı problem olan tedarik sıkıntısı da bilinen bir gerçek.
Ve nüfusun hızla arttığı dünyada aynı koşullarda kaldığımız takdirde bugün yaşadığımız sıkıntıları, ilerleyen dönemlerde daha çok yaşayacağımız aşikar.
Tekrar tarım konumuza dönelim.
İnsanlar tarlalarını ekmeyi bıraktı, çiftçilikten vazgeçti.
Gıda fiyatları yüksek ama çiftçi bu işten yeterli parayı kazanamıyor.
Mazot pahalı, tohum pahalı, gübre pahalı, emek çok yoğun ve tüm bunlara rağmen gelir düşük.
Ayrıca çiftçinin işi iklime de bağlı.
Hasat zayıf gelebilir, don vurabilir, her şey olabilir.
Tarım demek karınların doyması demek.
Bu kadar üretim riski bulunan bir sektöre de hele ki günümüz koşulları göz önünde bulundurulduğunda daha da fazla destek verilmeli.
Gölcük Postasında Gölcük Ziraat Odası Başkanı Bekir Çanakçı’nın çok önemli açıklamalarını okudum.
Başkan Bekir Çanakçı şunu söylüyor:
“Tarımsal üretim açık fabrikaya benzer. Üreticiler, ürünlerini ektiği zaman doğal afete de uğrayabilir. Üretici tüm bu riskleri göze alıp üretmeye çalışıyor. Ama üretim maliyetini belirleyen çiftçi ürünlerin fiyatını belirleyemiyor. Çiftçi gideri biliyor, ne kazanacağını bilmiyor. Ülke genelinde her toprağın üretim için kullanılması isteniyorsa üreticimize gelir garantisi verilmesi gerekmektedir.”
Bekir Çanakçı’nın sözlerine harfiyen katılıyorum.
Binali Yıldırım’ın dediği gibi üreticinin dağı taşı ekmesi isteniyorsa, ona uygun koşullar da yaratılmalıdır.
Gerçekten üretim yapan, bu halkı doyuran, helalinden rızık kazanmaya çalışan çiftçiye bu modelle birlikte destek çıkılabilir, üretim arttırılabilir.
Köprülere, otoyollara verilen geçiş garantisi çiftçiye gelir garantisi olarak gayet tabii verilebilir.
Türkiye’nin tarımsal üretimi artsa, tarımda kendi başına kendine yeten bir ülke konumuna gelse, yaşanılan her türlü krizde en azından gıda olarak kendimizi güvende hissedeceğimiz bir ortamda yaşasak ne kadar güzel olur değil mi?
Hem böylece fiyat istikrarını da bir nebze sağlamış olmaz mıyız?
Zor, evet çok zor.
Ama imkansız değil.
Gıda tehlikesini görmüş, memleketi adına bu işi kafaya takmış üç beş adama bakar bu iş.

Rahatlatır, ama kaybettirir

Sonu hiç hesaplanmamış fevri çıkışlar, mahalle kabadayısı gibi söylemler, sağa sola posta koymalar kişiyi rahatlatır, ama kişiye kaybettirir.
Zaten arkanda olan, sadece kendi kitlenin sahip çıkacağı sivri çıkışlar kişiyi rahatlatır, ama kişiye kaybettirir.
Toplumun büyük bir kısmının şikayet ettiği sorunları görmezden gelmek, yanındaki üç beş kişinin, “Olur mu öyle şey efendim. Şöyle iyiyiz böyle iyiyiz” söylemlerine fazlasıyla kulak vermek kişiyi rahatlatır, ama kişiye kaybettirir.
Makam sahiplerinin bana dokunmayan yılan bin yaşasın, aman Ali Rıza bey tadımız kaçmasın, kimsenin kalbi kırılmasın minvalindeki siyasi anlayışları kişiyi rahatlatır, rahat bir süreç yaşatır ama er ya da geç kişiye kaybettirir.

Sun Zi diyor ki…

Dünyaya damgasını vurmuş, yazıldığı yüz yıldan bu yana binlerce araştırmaya konu olmuş kısacık bir kitabın yazarı olan Çinli Sun Zi (Sun Tzu) Savaş Sanatında şöyle söylüyor:
Kendisini tanıyan ve düşmanını tanıyan komutan daima kazanır.
Kendisini tanıyan ancak düşmanını tanımayan komutan bir kazanır, bir kaybeder.
Kendisini de düşmanını da tanımayan komutan daima kaybeder…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Furkan Çalışkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak En Kocaeli Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan En Kocaeli hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler En Kocaeli editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı En Kocaeli değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Kocaelispor'un kulüp başkanı kim olmalı?