Özür ve eleştiri

Prof. Dr. Bekir Çakır’dan boşalan koltuğa oturan, Kocaeli Üniversitesinin yeni rektör yardımcısı Prof. Dr. Nilgün Fığlalı için “sağlam bir solcu olarak bilinen, eski Eğitim-Sen üyesi” tanımlamasını kullanmıştım.
Nilgün Hoca, Büyük Kocaeli Gazetesine konuşmuş, “Ben hiçbir dönem Eğitim-Sen üyesi olmadım” demiş.
Ben kaynağıma güveniyordum, yanıldım.
Nilgün Hoca ile ilgili yanlış bilgi kullandığımı kabul ediyorum.
Ve “eski Eğitim-Sen üyesi” tanımlaması için özür diliyorum.
Ama tanımlamanın diğer kısmıyla alakalı bir itiraz gelmediğine göre, orası aynen geçerli.
Zaten ilgili yazıdaki maksadımı herkes anlamıştır.
Ben Nilgün hocayı eleştirmedim.
Kalitesine laf söylemedim.
Tecrübesini değerlendirmedim.
Sadece milliyetçi-muhafazakar akademisyenlerin duygu ve düşüncelerini dile getirdim.
Kocaeli Üniversitesinin bu dönemde bile sola kaydığını düşünenler, bu atamalar için üzülenler olduğunu yazdım.
Genç muhafazakarların tedirginliklerini ifade ettim.
Bunu ifade etmenin neresi yanlış?
Yazımda hakaret var mıydı? Yok.
Küfür, saygısızlık var mıydı? Yok.
Yanlış bir şey mi söylemişiz? Evet.
O kısımla ilgili zaten özrümüzü ifade ediyoruz.
Ama iddiamızın arkasında durmaya da devam ediyoruz.
Bu devirde bile düşüncelerimizi düzgün bir şekilde ifade etmekten çekineceksek…
Bu devirde bile ağzımızı açamayacaksak, yandık valla!!!
Benim yazdığım küçük bir yazıyı amacından saptırıp…
Yok lobi, mobi…
Yok Fikri Işık ve Şemsettin Ceyhan’ı yıpratmaya çalışıyorlar…
Yok Sadettin Hülagü’yü yıpratmaya çalışıyorlar…
Gibi son derece alakasız ve kötü niyetli yorumlara yelken açmanın niyetini de anlayabilmiş değilim.
Bu kentin bütün değerlerine düşman, haydut, yalancı, tetikçi, şantajcı birine ve iftiralarına karşı kalem kaldırmayan…
Olur olmaz her haberde Sadettin Hoca’ya yüklenenlere tek laf etmeyen meslek büyüklerinin…
Benim gibi kendi halinde ve küçük bir internet gazetesine hücum etmeleri, şaşırtıcı doğrusu.
Güngör Arslan ve pislikleri orada.
Buyrun, bir kere de o tarafa bir şey söyleyin!


“Son 3 aday” sistemi değişmeli!

AK Parti’de ilçe başkanlıkları için önce aday adaylığı başvuruları alınıyor.
Sonra temayül gerçekleştiriliyor.
Sonra il binasında temayül yapılıyor.
Sonrasında genel merkez aday sayısını 3’e indiriyor.
Sonrasında bu 3 isim, Ankara’ya davet ediliyor.
En sonunda da genel merkezde yapılan son mülakatla partinin adayı açıklanıyor.
Ancak…
Kendi içinde belirli bir mantığı ve düzeni olan bu sistem son dönemde önemli arızalar vermeye başladı.
Çünkü Ankara’ya gidecek 3 isim belirlendikten sonra;
Kocaeli’den organize yüklenmeler başlıyor.
Genel merkeze telefonlar yağıyor.
Bazı adaylara seri bir şekilde ateş ediliyor, büyük tepki gösteriliyor.
Tepki gösterenler belki istediklerini ilçe başkanı yapamıyor ama…
İstemediklerini de yaptırmıyor.
Genel merkez belki kavga çıkmasın, teşkilatlar sakinleşsin diye düşünüyor ama…
Geri adım attığı, gelen tepkilere kulak verdiği ve ilçe başkan adayını değiştirdiği zaman da yol oluyor.
Sistem oraya sürükleniyor.
Son 3 aday belirlendikten sonra bir adayın üzerine organize bir şekilde ateş etme kültürü doğuyor.
O zamana kadar görülmeyen itibar suikastleri görülüyor.
Parti kültürünün altına dinamit konuluyor.
Üstelik bu dinamitin fitilleri bile başkaları eliyle ateşleniyor.
Bugün pek çok ilçede yaşanan durum bu değil mi?
Genel merkezin bu konuda geri adım attığı görülünce, devamı gelmedi mi?
Yol olmadı mı?
Peki bu işler nasıl olmalı?
1. Genel merkez kendisine gelen tepkileri araştırmalı. Tepki gösterenlerin kim olduğuna, gerçek olup olmadığına, bindirilmiş kıtalar olup olmadığına bakmalı, iyi ve kötü niyeti araştırmalı.
2. Genel merkez son dakikada karar vermemeli. Karar verme mecburiyetinde olmamalı.
3. Genel merkez 3’e düşürdüğü isimleri kamuoyuna açıklamamalı.
4. Genel merkez Ankara’ya götürdüğü isimleri ve götürme zamanını kamuoyuna açıklamamalı.
5. Ya da Ankara’da son mülakat diye bir şey olmamalı.
6. Ya da her şey Kocaeli’de tamamlanmalı, açıklama belirsiz bir tarihte genel merkeze bırakılmalı.
7. Ya da daha mantıklı bir yöntem bulunmalı ve uygulanmalı.
Başka çaresi yok.
Yoksa adayları genel merkez değil, son saatlerde devreye girenler belirlemeye devam edecek.
Haksız mıyım?


Aykut Sunar’ın istifa dilekçesi

AK Parti eski İlçe Başkan Yardımcısı Aykut Sunar, “kantinci” krizi nedeniyle Hasan Ayaz’ın yedek ilçe yönetim kurulu listesinden istifa edeceğini açıklamasına rağmen istifa etmemişti.
Bunun üzerine “Aykut Sunar istifa etmemiş” başlıklı yazıda kendisini eleştirdim;
“En azından ‘istifa edeceğim’ demeseydi. ‘Meslektaşlarım beni topa tutar’ demeseydi. Olayın sıcaklığı ile beyanat verip kendini sıkıntıya sokmasaydı” yorumunu yaptım.
Aykut Sunar bugün aradı, whattsapp üzerinden istifa dilekçesini gönderdi.
Dilekçesinde aynen şunları yazmış:
“AK Parti İzmit İlçe Başkanlığına
30 Eylül 2017 tarihinde yapılan kongrede adımın yedek listeye yazıldığını gördüm. Haberim olmadığından görülen lüzum üzerine yedek yönetim kurulu üyeliğinden istifa ediyorum. Çalışmalarıma sade üye olarak devam edeceğim.
Gereğini bilgilerinize arz ederim.
09.10.2017
Aykut Sunar”
Doğrusunu isterseniz, konu nedeniyle Aykut Sunar’ın üzerinde “istifa” baskısı kurduğumu bile düşünmeye başladım.
Benim amacım siyasetçinin ya söz vermemesi ya da verdiği sözün gereğini yerine getirmesi gerektiğini vurgulamaktı.
Belki ben o yazıyı yazmasam konu unutulacak, Aykut Sunar üzerinde bu kadar baskı olmayacak, belki de istifa etmeyecekti.
Neticede ben yazdım, o da istifa dilekçesini gönderdi.
Dedim ya, karışık duygular içindeyim!!!

Aykut Sunar

Çöp fabrikasından da önemli olan şey

Yeni çöp fabrikası gerekli olabilir.
Yakma ve depolama alanları ihtiyaç olabilir.
Gerekli çalışmalara bir an önce başlanması da gerekebilir.
Ama meselenin özünü kaçırıyoruz.
Bunlardan çok daha önemli olan bir şey var.
O da, kaynağında ayrıştırma.
İdlib operasyonu olsa da…
Dolar alıp başını gitse de…
Kıyamet kopsa da…
Bizim bu kentte ve bu ülkede kaynağında ayrıştırma alışkanlığını oluşturmamız lazım.
Bütün çöpler üretildikleri yerde ayrıştırılmalı evvela.
Kağıt, cam, plastik, metal gibi geri dönüşümü mümkün atıklar, yemek artıklarından ayrılmalı.
Çöp kutularına atılmamalı.
Çöp kutularına atmayanlar desteklenmeli, teşvik edilmeli.
30 Daireli bir apartmanda oturuyorum ve geri dönüşümü mümkün atıklarını ayıran neredeyse tek daire benimki.
Böyle mi olmalı?
Sorunu en başında çözmeliyiz.
Çöplerimizi kaynağında ayrıştırmalıyız.
Ve yerel yönetimlerimiz en çok bu konuda çalışmalı, gayret göstermeli.
Gerekirse vatandaşları zorlamalı.
Gerekirse ceza kesmeli, ödüllendirmeli.
Bugün Dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde çöpler öncelikle ve en başta kaynağında ayrıştırılır.
En modern yakma tesislerine sahip olsalar bile ayrıştırılır.
Sonra kalan kısım içinden kompos gübre olabilecekler ayrılır.
Sonrasında kalan miktar yakma tesislerine gönderilir.
Ev ve iş yerlerinden toplanan atıkların tamamı, hoppaaaa, hurraaaa yakılmaz.
Ben yeni çöp tesisi kurulması konusuna böyle bakıyorum.
Ve işin sadece para harcanacak kısmını konuşup, asıl kısmını ıskalamamızı anlamıyorum.
Bizim bu millete ve kente yapacağımız en büyük iyilik, kaynağında ayrıştırma alışkanlığının yerleşmesini sağlamaktır.
Nokta.

 

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin